İSLAM’DA DEVLET NİZAMI

HER EV BİR İSLAMİ MEDRESE OLMALIDIR

SEYYİD KUTUB

09-02-2019

İSLAM’DA DEVLET NİZAMI

İslam, şuurlara ve vicdanlara verdiği sorumlulukları, ilahi yasalarla destekler, cezai müeyyidelerle takviye eder. Telkin yoluyla toplumu yola getirmenin yanında, nizam ve kanunlar da ortaya koyar. İslam, sosyal barışı tahakkuk ettirebilmek için böyle bir usul takip eder. Barışı garantiler ve sosyal denge ile birlikte, toplumu düzenleme, sosyal hayatı garantileme, adil hukuki hükümler ortaya koyma yoluyla toplumu mükemmel bir şekilde yönetir.

İslam’ın ortaya koyduğu toplumsal düzen, güven ve adalet temelleri üzerinde yükselir. İnsanlar arasındaki ilişkiler barış ve adalet üzerine kurulur ve sosyal barışın binası bu sağlam temeller üzerine oturur.

Toplumu yöneten kişi o makama, ancak bir yolla çıkabilir. Bu yol da hiçbir kayıt ve şarta bağlanmayan ümmetin özgür iradesi ve isteğinden başka bir şey değildir!

Halkın rızasına uygun olarak seçimle işbaşına gelmiş olan yöneticler sürekli istişare ederler ve istişareler sonucunda kurulan hükümet kuşkusuz güven telkin eden bir hükümettir! Böyle bir hükümeti kabullenmemek ve ondan hoşlanmayarak isyan etmek büyük bir hata, korkunç bir yanlıştır. Kısaca İslam nizamına zıt bir davranıştır.

Yönetim hususunda İslam’ın belirlemiş olduğu hatt-ı hareketin masıl olacağı meselesini araştırmak gerekmektedir.

İslami yönetimin ilk ve baş prensibi hiç kuşkusuz şura/meşverettir.

“(Müslümanların) işleri aralarında istişare iledir.” (Şura, 38)

“(Yapacağın) iş hakkında onlarla istişare et.” (Al-i İmran, 159)

İslam, istişare ile ilgili olarak belli bir yol çizmediği için, bu yöntem çağın gereklerine göre düzenlenip uygulanmak durumundadır. Ancak nasıl bir kural konulursa konsun, istişare ile ilgili esaslar bellidir, yasa çok açıktır. Müşaverenin en belirgin amacı, toplumun yönetilmesinde halkın da devlet başkanıyla birlikte sorumluluk taşımasıdır. Ancak böyle olursa, halkın öfkelenmesine ve itirazlar öne sürmesine imkan kalmaz.

İslam’ın yönetim için çizmiş olduğu sınırlar nelerdir? Hiç kuşkusuz bunların başında Allah’ın hükümlerini ayrımda bulunmaksızın herkese tatbik etmek gelir ki bir ferdin bir ferde, bir zümrenin bir zümreye üstünlüğü olmasın, birine yarar sağlanırken ötekine zarar verilmesin, bir zümrenin çıkarları diğerlerinden daha fazla gözetilmesin, bir grup diğerine üstün tutulmasın ve bir hakim bir mahkumla hukuk nazarında eşit olsun! Zira bunların hepsi Allah’ın kulu, işlerini düzenleyen yasalar da Allah Teâlâ’nın yasalarıdır. Allah nazarında ise, tüm insanlar -hukuk bakımından- bir tarağın dişleri gibi eşittirler.

Halkın otoriteye itaat etmesi bu ilahi yasanın uygulanmasına bağlıdır. Şayet yönetim bu yasaya ters davranırsa, halkın yönetime itaat etmesi gerekmez.

“Allah’ın Kitabı’nı kendine rehber edindiği sürece (imamı) dinleyin, (ona) itaat edin. İsterse sizi yöneten kişi, kara üzüm gibi kapkara bir Habeşli köle olsun!” (Buhari)

Yöneticiye itaat, onun Kur’an’a ve Sünnet’e uygun icraatlarda bulunmasına bağlı bir husustur. Çünkü Kur’an, Allah’ın hükümleriyle hükmetmeyenleri açıkça kafir olarak nitelemektedir:

“Kim Allah’ın indirdikleriyle hükmetmezse işte onlar kafirlerin ta kendileridir.” (Maide, 44)

İslam ise, kafirlerle mücadele edilmesini ister, onlara itaat edilmesini değil. Zira bir Müslümanın kafirlere itaat etmesi haramdır.

Taraf tutmayan, hakim-mahkum, zengin-fakir hiç kimseye, hiçbir zümreye ayrıcalık hakkı tanımayan bu ilahi kanunu tatbik ve infazı, toplumda huzur ve barışın gerçekleşmesini teminat altına alır. Çünkü o bütün halkı, bütün menfaatlerini gözeterek yönetir! Hz. Ömer’in rivayet ettiği üzere, Allah’ın elçisi ve Müslümanların en büyük hakimi olan Hz. Peygamber bizzat kendisi için dahi kısas yapılmasını emretmiştir.

“Ey Kureyş! İyi ameller işleyerek, Allah’tan nefisinizi satın  alın. Ey Abdulmenaf oğulları! Ben Allah’tan gelen azapların hiçbirini sizden uzaklaştırmaya muktedir değilim. Ey Abdul Muttalib’in oğlu Abbas! Allah’tan gelenin zerresini dahi senden uzaklaştıramam. Ey (teyzem) Safiye! Allah’tan gelen hiçbir şeyi senden uzaklaştıramam. Ey Muhammed’in kızı Fatıma! Benden dilediğin malımı iste. Fakat Allah’tan geleni senden de uzaklaştırmaya gücüm yetmez.” (Buhari-Müslim)   

İlk Halife ve Rasulullah’ın en yakın dostu olan Hz. Ebubekir, halife seçildikten sonra halka hitaben yaptığı konuşmada şöyle demiştir:

“Ey insanlar! Sizden daha hayırlı olmadığım halde başınıza halife seçildim. Eğer iyi iş yaparsam, yardım edin, fena iş yaparsam beni doğrultun! Ve sonunda, Allah ve Rasulü’ne itaat ettiğim sürece siz de bana itaat edin. Eğer Allah’a ve Rasulü’ne isyan edersem, bana itaat etmeniz gerekmez.”

 

Hz. Ebubekir bu konuşmasıyla İslam toplum düzenin kurallarını ve sınırlarını etkileyici bir dille insanlara hatırlatıyordu.

İslam nizamı, otoritenin doğruluğunu, milletin hoşnutluğunu ve aralarında huzurun meydana gelmesini temin eder. Hem de zulüm ile, zorlama ile, diktatörlük ile, korku ve sindirmekle değil riya ve ikiyüzlülükten, gösterişten uzak ve kalpten doğan bir kabul ve itaat yoluyla bunu gerçekleştirir.

Bu ilahi kanun, benzeri bulunmayan bir istikrar vesilesi ve kapsayıcı barış zincirinin kopmaz halkasıdır. Hayata ait kanunlar arasında bundan üstünü ve benzeri yoktur. Öyle ki bu, hayata dair büyük İslam düşüncesindeki sıkı silsileden ayrı olmayan şümullü huzur halkalarından bir halkadır.


YAZI KÖŞESİ

SAYAÇ

Bugün 63
Toplam 18925
En Çok 486
Ortalama 147