İSLAM DEVLETİNDE ZİMMİ HAKLARI

HER EV BİR İSLAMİ MEDRESE OLMALIDIR

EBU'l-ALA El-MEVDUDİ

25-03-2019

 İSLAM DEVLETİNDE ZİMMİ HAKLARI

SORU: Hıristiyanlık, yahudilik, budizm, cinlilik (bir hindu mezhebi), sabiilik (ateşe tapma) e hinduizm gibi dini zümreler, İslam devletinde müslümanların yararlandıkları haklara sahip olacaklar mıdır? İslam devleti, bugün Pakistan ve diğer birçok ülkelerde oluduğu gibi, bunlara dinlerini yayma hürriyeti verecek midir?Bütün bu grupların, dini veya yarı-dini kuruluşları -mesela Kurtuluş Ordusu (Salvation Army), Katolik Kilisesi, Aziz Con ve Aziz Fransis Müesseseleri gibi kuruluşlar- yakınlarda Seylan ve diğer bazı memleketlerde olduğu gibi, bir kanunla kapatılacaklar mı, yoksa müslüman çocukları bu gibi müesseselere rahatça ve tam bir hürriyet içinde girerek modern kültür alabilecekler midir?İnsan haklarının bütün milletlerce garanti altına alındığı asrımızda, orduda ve hükümette görev almaları ve devlete bağlılıklarını ilan etmeleri durumunda dahi azınlıklardan cizye almak doğru mudur?

 

CEVAP: Gayr-i müslim zümreler İslam devletinde müslümanların sahip oldukları tüm medeni haklardan (Civil Rights) aynıyla yararlanırlar. Arcak onlar, siyasi haklarda (Political Rights) müslümanlarla eşit hukuka sahip değildirler. Çünkü, İslamda, devlet düzenini yürütmekten mes’ul olanlar, ancak müslümanlardır. Onlar, iktidarı ele geçirdikleri takdirde, hükümet nizamını Kur’an ve Sünnetin hükümlerine göre yürütmeğe çağrılmışlardır. Onların dışındakiler, Kur’an’a ve Sünnet’e inandıkları ve İslam devlet düzenini Kur’an ve Sünnet’in ruhuna uygun bir şekilde ihlas ve emanetle yürütme kapasitesine sahip olmadıkları içindir ki, müslümanlarnı, onları bu mesuliyete ortak etmelerine imkan yoktur. Tabii ki müslümanlar, onlara, devlet yönetim mekanizması dışındaki alanlarda iş ve görev verebilirler. Onlar bilirler ki, İslami devlette ise emanet ve samimiyet üzerine kuruludur. Müslümanlar bunu açıkça herkese ilan ederler ve kıyamet gününde Allah indindeki sorumlulukların bilinci içerisinde, başkalarına son derece hoşgörü ve açık kalplilikle muamele ederler. Fakat başkaları, görünürde ve kağıt üzerinde, azınlıklara milli haklar (National Minorities) lutfederler (!); ama gerçekte onlar, azınlıklara temel insani haklarını bile vermezler!Bunda şüphesi olanlar, Amerika’da zencilere, Rusya’da komünist olmayanlara, Çin ve Hindistan’da ise müslümanlara nasıl muamele yapılıyor, baksınlar! Ve ben burada şunu da söyleyeyim ki, bu konuda, bizim İslamcı görüşümüzü tüm dünyaya, açıklamaktan çekinmemiz ve bu görüşlerimizi alenen uygulama cesaretini gösteremeyişimiz hiç de iyi bir şey değildir.

 

Gayr-i müslimlerin kendi dinlerini yayma ve propaganda yapmaları konusuna gelince, şunu bilmelisiniz ki, yabancı devletlerin, ülkemizde içinden çıkılması, imkansız bunalımlar yaratsınlar diye büyük mali yardımlarla destekleyecekleri azınlıkların, içimizde büyüyüp güçlenmelerine müsaade edemeyiz. Nitekim, Türkiye’de hıristiyan azınlıklar bir müddetten beri bu kriz ve bunalımlara sebebiyet vermektedirler. Siz de biliyorsuzunuz ki, bu nevi bir müsamaha, yeryüzünde hiçbir milletin gösteremiyeceği bir çılgınlıktır. Bunu, olsa olsa intihar etmek isteyen bir millet göze alabilir!

 

Hıristiyan Misyoner Teşkilatına, müslümanları hıristiyanlaştırmak ve onların nesillerini dinlerine, medeniyet ve kültürlerine karşı yabancılaştırmak maksadıyla ülkemizde okullar ve hastahaneler açmasına izin vermek de yine fikrimce, medeni bir intihar olur. Ne hazindir ki, yöneticilerimiz bu konuda son derece yanlış bir tutum ve düşünce içerisindedirler. Onlar, hıristiyan barış gönüllülerinin ülkemizde faaliyet göstermelerine, geçici menfaatler yüzünden göz yummakta ve gelecekteki tehlikeleri görmemektedirler.

 

Cizyeye gelince, İslam, bunu gayr-i müslimlerden sadece, onların ülkeleri harp yoluyla fethedilmesi veya cizye ödeyerek İslam devletinin vatandaşı olmaları şartıyla onlarla İslam devleti arasında anlaşma yapılması durumlarında alır. Binaenaleyh, Pakistan’da bu her iki durum da söz konusu olmadığı için, fikrimce, ülkemizde gayr-ı müslimlerden cizye almak şer’an gerekmez.

 

İslâmi cihad, insanların inançlarıyla, ibadetleriyle ve onların topluma yansıyan yönleriyle çatışmaz! Onlar özel hayatla­rında inandıklarını diledikleri gibi yasayabilirler. Onların her biri dilediği inancı seçmekte ve iyi gördüğü yolda yürümekte özgürdür.

 

Ancak İslâmî cihad, bu özgürlüğün, Allah'ın insanlar için indirdiği esasları ve O'nun mutlak hâkimiyetini ortadan kaldırmasına izin vermez. Yine bunun gibi İslâm ülkesinde toplumun fesadına yol açacak olan ilişki ve muamelelerine de izin vermez. Çünkü bunlarda uygarlığın çöküşü söz konusudur. Eğer bunlara izin verilmiş olsaydı. İslâm uygarlığı da çöken geçmiş uygarlıklara benzemiş olurdu.

 

Örnek olarak "faiz"'i ele alalım! İslâm’da faiz her durumda haramdır ve faizin ortadan kaldırılması için onu ortaya çıkarabi­lecek bütün kapılar kapatılır. Yine “kumar” yasağı da böyledir. Onun için de bütün kapılar kapalıdır. Bunun gibi, toplumun fesadına yol açacak olan muameleler ve sözleşmeler de şeriatta zararlı sayılmıştır. Fuhuş gibi kötülük mihraklarını söylemeye zaten gerek yoktur!

 

İslâmi yönetim, öncelikle topluma düzenini ve devamını sağlamak için birtakım sosyal yasaklar getirir. Bunlar­dan olmak üzere, Müslüman olmayan kadınların, toplumun edep, hayâ ve haşmet duygularını rahatsız edecek biçimde, cahiliyye devrindeki gibi açık-saçık gezmelerini yasaklar. Onlara da örtünmesi gereken yerlerini kapatmaları için, şeriat kuralları ölçüsünde zorlama yapılır. Yine bunun gibi sinema vb. oyun ve eğlence yerleri denetlenir, buralardan ahlak bozucu ve azgınlığa yol açıcı pislikler temizlenir, yerine toplumun hayrına ve eğitimine yarayan programlar uygulanır.

 

 Bu ve benzerleri, toplumun bozulmasına yol açan şeylerdir, İslâm ülkesinde bu gibi şeylere izin verilmez. Bütün bunlar, yalnız toklumun kurtuluşu ve mutluluğu için değil, aynı zamanda onun üzerine kurulduğu değerleri im. korumak, özelliklerini muhafaza etmek için de yapılır. Bu nedenle insanlığın fesadına, bozulmasına yol açacak olan, inanmayanların geleneklerinde normal sayılıp ta İslâm’da yasaklanmış bulunan şeylerin yapılmasına da izin verilmez. Böylelikle kendi hayatlarındaki aşağılık şeylerin yapılmaması sağlanırsa, bunların kendileri için bir âdet ve gelenek olması da önlenmiş olur.

 

Bazı kişiler şöyle düşünebilirler: Böyle davranmakla İslâm, iyi niyet ve müsamaha sınırlarını aşmakta, hatta zorlama yolunu tutmuş olmaktadır.

 

Bu konuda İslâm'ın müsamaha sınırları ile, diğer inkılapçı sistemlerin, muhaliflerine yaptıkları mukayese edilecek olursa, bu konudaki hoşgörü sınırları apaçık ortaya çıkar. Be böylelikle teoride ve pratikte, diğer sistemlerle İslâm arasında ne kadar büyük bir hoşgörü farkının mevcut olduğu görülebilir.

 

Bunu araştıran kişi görecektir ki, İslâm dışı inkılapçı ideoloji­ler ve toplumlar, kendi görüşleri doğrultusunda, muhaliflerine çok daha fazla tazyik uygulamaktadırlar. Parklı fikir ve görüşlere sahip olanlar, kurtuluşu ancak kendi yurtlarını terk etmekte bulurlar. Hatta dünyada kaçacak yer ararlar!

 

Fakat İslâm’a gelince, bu alçakça davranışlara karşın, insanlığın her bir ferdinin emniyetini garanti eder. Daima böyle olmuştur ki onlar için yükselme imkânı ve huzur, hayatlarındaki iyi ilişkiler yalnız ve yalnız, yeryüzünde İslâm hakimiyetinde söz konusu olmuştur.

 


YAZI KÖŞESİ

SAYAÇ

Bugün 152
Toplam 46057
En Çok 655
Ortalama 187